Mükemmelin peşindeki üç kardeş
Hürriyet Pazar Keyif
Serhan Yedig
21.12.2008
[ Özcan Ulucan, Ayşen Ulucan, Birsen Ulucan ]
Kemancı Özcan Ulucan dört yıl önce Hague'da, Maxim Vengerov'la sahneye çıkıp, Mistislav Rostropoviç yönetiminde Mozart'ın Senfoni Konçertant'ını çaldığında Türk müzikseverler başarısıyla gurur duymuştu. İlk albümünü kardeşi piyanist Birsen Ulucan ve kemancı Ayşen Ulucan'la kaydetti. "Bir Ağaç Gibi"de Ulucanlar, Schubert, Liszt'in eserlerinin yanı sıra üç çağdaş Türk bestecinin birer eserini yorumluyor.
"Bazen üç yıldız birden bir aileye doğar. Bu Allah'ın büyük bir lütfudur" diyor kemancı Ayla Erduran, Ulucan u Kardeşler'den bahsederken. Muhtemelen bu lütuf birçok aileye nasip oluyor, ancak fark edip değerlendirenlerin sayısı çok kısıtlı. Ulucan Kardeşler, ellerindeki cevheri fark eden, sevgiyle işleyen bir ailenin çocukları. Başarılarını, çalışkanlıkları kadar müziksever birer doktor olan anne ve babalarına borçlular.
DOKTOR ÇİFTİN HAYALİ
Ailenin öyküsü 1960'ların sonunda Bulgaristan'da başlıyor. Doktor Necmiye - Mehmet Ulucan çifti her hafta sonu Sofya'da konsere gider, Igor Oyştrah, Leonid Kogan gibi kemancıları Svietoslav Richter gibi piyanistleri dinlerken hayal kurardı. Alkışladıkları virtüözler gibi birer çocuk yetiştirmekti hayalleri. 1970'de kızları Birsen, 1973'te Özcan doğdu. Birsen, Sumen Çocuk Müzik Okulu'nda piyano eğitimine başladı. Ona özenen Özcan dört yaşında piyano başına oturmaya niyetlendi. Gençliğinde kemana başlayan Mehmet Ulucan, hayalini oğlunun gerçekleştirmesini isteyince Özcan altı yaşında enstrüman değiştirdi.
Varna'daki Hristov Müzik Okulu'na devam eden iki kardeş plaklar, kitaplarla dolu bir evde büyüdü. Müzik kadar edebiyatı da sevmeleri için çaba harcandı. Masal olarak, operaların öykülerini dinlediler. Özcan Ulucan, babasının o günlerdeki bü sözünü hâlâ hatırlıyor: "Ölümü ve hayatm değerini iyi biliyorum. Hayatta çok fazla çirkinlik var. Sizin güzel şeyler yapmanızı istiyorum. Yetenekli olduğunuzu söylemeseler, müzisyen olmanız için ısrar etmem."
Özcan Ulucan, Viyana Müzik Akademisi'nden mezun, idealist bir öğretmenle karşılaştı. Onun sayesinde kemanı daha da sevdi. 11 yaşında Bulgaristan'daki ulusal keman yarışmasında ikinciliği kazandı, ertesi yıl Sumen Filarmoni Orkestrası eşliğinde ilk konserini verdi. Birsen Ulucan ise bir süre bale ve çello dersleri aldıktan sonra 14 yaşmda kararlı şekilde piyano derslerine başladı.
1985'te ailenin üçüncü çocuğu Ayşen doğdu. Ulucan çifti onun da çellist olmasmı trio'yu tamamlamasını planlıyordu. Ancak artan politik baskılar nedeniyle Bulgaristan'dan ayrılıp 1989'da İstanbul'a yerleştiler. Ayşen, kemanı seçti. Ablası İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'na, ağabeyi ise MSÜ Devlet Konservatuvarı'na girdi.
ŞANS KAPIYI ÇALINCA
Bu tarihlerde Özcan Ulucan'ı İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası eşliğinde dinleyen şair Melih Cevdet Anday, Cumhuriyet'teki köşesinde ondan övgüyle bahsedecekti: "Bu ismi bir yana yazm sayın müzikseverler, onu ileride çok alkışlayacaksınız." Haklı çıktı...
İki kardeş 1991'de italya'da Lipizer Keman Yarışması'nda "En iyi Beethoven Yorumcusu" seçildi. Burslu olarak gittikleri Londra'daki Guidhall Müzik Okulu'nda iki yıl virtüözite eğitimi aldılar. Özcan Ulucan, daha sonra Hacettepe Üniversitesi'nde Viktor Pikayzen'in öğrencisi oldu, asistanlığını yaptı. 1999'da ise şans bir kez daha Özcan ve Birsen Ulucan'ın kapısını çaldı. Almanya'daki Saarland Müzik Akademisi'nde ünlü kemancı Maksim Vengerov'la karşılaştılar. "Siz de benim gibi göçmen ruhlu müzikçilersiniz. Karşılaşmamız bir tesadüf değil, kader" dedi Vengerov ve ikiliyi kardeş gibi benimsedi. Özcan Ulucan hem öğrencisi hem asistanı oldu. Birsen Ulucan ise konservatuvarda korrepetitör olarak çalışmaya başladı.
Birkaç yıl sonra Özcan Ulucan, önemli konser merkezlerinde Maksim Vengerov'la birlikte konserler vermeye başladı. 2002'de Vengerov'un virtüözite sınıfı öğrencileriyle İstanbul'da özel bir çalışma yaptılar. Bu arada Özcan, hocasının yönlendirmesiyle viyola öğrendi.
Ablasıyla ikili çalışmalara yöneldi. Ailenin en genç üyesi Ayşen Ulucan, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'ndan mezun oldu. Bu arada Cihat Aşkın'dan keman, Güzin Gürel'den şan dersleri aldı. 2004'ten bu yana Almanya'da Freiburg Yüksek Müzik Okulu'nda eğitimini sürdürüyor. Bu arada Freiburg'daki Spohr Keman Yarışması ve Bulgaristan'daki Pançho Vladigerov Keman Yarışması'nda jüri özel ödülü, iki ay önce de Nuri İyicil Keman Yarışması'nda En İyi Türk Bestecisi Yorumcusu ödülünü kazandı.
ROMANTİZMDEN ÇAĞDAŞ REPERTUVARA
Ulucan Kardeşler, Lila Müzik ve Balet Plak etiketiyle yayımlanan ilk albümlerini ocak ayında Almanya'da kaydetti. İsmi, Nazım Hikmetin "Davet" şiirini çağrıştırıyor: "Bir Ağaç Gibi." İçindeki eserler de Hikmet'in dizelerindeki yaklaşımla yorumlanmış. Üç kardeş solo, ikili ve üçlü eserlerde kişiliklerini, üsluplarını koruyarak ortak paydada buluşuyor. Repertuvar seçiminde ilk albümlerinde riske girmeyip çağdaş müzikten uzak duran genç yorumcuların aksine, cesur davrandılar. Schubert'in Arpeggione Sonatı ve Liszt'in Fantezi'siyle başlayan albüm, üç genç Türk bestecisinin birer eseriyle tamamlanıyor. Ulucan Kardeşler, bu albüm için Zeynep Gedizlioğlu'na ve İnci Yakar'a birer eser siparişi verdi. "Akdenizli"yi yazan Gedizlioğlu (30), son yıllarda Avrupa'nın çağdaş müzik çevrelerinde adından sıkça söz edilen, eserleri Arditti Yaylı Çalgılar Dörtlüsü gibi saygın toplulukların repertuvarına giren, kaydedilen, fakat Türkiye'de tanınmayan bir besteci. İlk kez bir eseri Türk yorumcular tarafından kaydediliyor. Dört yıl önce Eczacıbaşı Ulusal Beste Yarışması'nda mansiyon alan İnci Yakar ise üçlüye bir sürpriz yapmış. Dedelerinin söylediği Deliorman bölgesinde çok sevilen "Dertli Kaval" türküsü üzerine keman, piyano, viyola için "Çeşitlemeler"i yazmış. Ulucan Kardeşler albümde ayrıca Fazıl Say'm Piyano ve Keman İçin Sonat'ını seslendiriyor.
İLK ALBÜMLERİNDE USTALARDAN ÖVGÜ ALDILAR
Ulucanlar'ın müzik hayatının zengin bir geleceği sahip olacağına hiç kuşku yok. Onlar müziği insanlarla paylaşmak konusunda gerçek birer yetenek. (Maksim Vengerov)
CD'yi keyifle dinledim. 19. asırda, Romantik Çağ'da yapılan salon konserlerini anımsatan tarzda, değişik parçalardan oluşan özgün bir programı başarıyla yorumlamışlar. Candan kutlarım. (İdil Biret)
Üç müzikçiyi de çok takdir ediyor ve parlak bir gelecekleri olduğunu düşünüyorum. İçinde bizim bestecilerimizin eserlerinin de bulunduğu bu albüm için onları kutlar, herkesin dinlemesini temenni ederim. (Ayla Erduran)
Müzikal dinamizm, derin coşku ve yorum anlayışıyla Ulucan Trio'su Türkiye'nin genç yüzünü uluslararası platforma taşıyacak bir üçlü.
|